KELES

0
779

Uludağ’ın güneybatı yamaçlarında bulunan ilçe, Keles Deresi vadisinde kurulmuş olup, Bursa merkeze uzaklığı yaklaşık 45 kilometredir. Keles Deresi, Uludağ-Eğriöz Dağları arasındaki platoyu yaran Kocasu Çayı’nın bir koludur. Batıdan Hüseyin Alanı Geçidi ile Bursa´ya; doğudan Tepel Geçidi ile İnegöl´e bağlanır. Doğu ve kuzeydoğuda İnegöl ilçesi, güneydoğuda Kütahya ili, kuzeyde merkez ilçe ile çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 640 kilometrekare, yüksekliği 1050 metre civarındadır. Keles ilçesinde Marmara ve Ege bölgelerinin geçit iklimi hâkimdir.

Yaygın bitki örtüsü karaçam ormanlarıdır. Uludağ´a yaklaştıkça köknar, yabani kavak, ardıç ve gürgen gibi ağaç türlerine rastlanır. 1 belediye ve 36 köyden oluşur. Nüfusu, 2007’ye göre 16 bindir. 1999’a kadar göç alan bir ilçe iken Marmara depreminden sonra göç vermeye başlamıştır. 1953’te ilçe olan Keles ismi Orta Asya kökenli bir isimdir. Özbekistan’da Taşkent’e bağlı bir yerleşim biriminin adının Keles olduğu öğrenildikten sonra bu yer, kardeş şehir ilan edilmiştir. Keles aynı zamanda Kazakistan’da bir nehir adıdır.

Kasabanın adı muhtemelen Eski Yunan kolonilerindeki Kleos, Kilos adından gelmedir. Ekonomi: İlçe halkının büyük bölümü geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Tarım ürünleri içerisinde en önemli gelir kaynağını çilek, kiraz, vişne, tütün, nohut, anason gibi ürünler oluşturmaktadır. Verimli tarım ancak Nilüfer Çayı vadisi ve Kocasu Irmağı vadisinde yapılmaktadır. İlçede sanayi kuruluşu yoktur. Keles Linyitleri Başmühendisliği’ne ait linyit kömürü ocağı bulunmaktadır. Son yıllarda süt işleme tesisleri merkez ve köylerde kurulmaya başlanmıştır. Halk tarım ve hayvancılık gelirlerinin yanında Bursa ve diğer illere mevsimlik işçilik için çalışmaya gitmektedirler. Tarih: 1953 yılına değin Orhaneli´ye bağlı nahiye olan Keles bölgesinde Bitinya, Roma, Bizans kalıntıları bulunur. Roma döneminde önemli yerleşim birimlerinden biri olmuştur. M. S. 548’de yaygın bir vebadan sonra yöre önemini yitirmiş ve kent terk edilmiştir ancak Uludağ’ın keşişler tarafından önem kazanması ile Keles’e canlılık gelmiştir. Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu 12. yy’da göçmen Yörük boyları bölgeye gelip yerleşmiştir.

Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya göçen Türk boyları Selçuklu İmparatorluğu idaresinde uç beyliği olarak Karacadağ yöresine yerleşmişler, beylik genişleyince Keles ve civarındaki yaylalar yazlık olarak kullanılmıştır. Keles’e 4 km. mesafedeki Kocayayla’da o dönemde Sultan’ın otağ çadırı kurulduğu bilinmektedir. Kocayayla’da yapılan Sultan Camii’nin kalıntıları da mevcuttur. Ahmet Vefik Paşa’nın valiliği döneminde Yörük göçmenler Keles’e yerleştirilmiştir. Yunan işgali sırasında ve Kurtuluş Savaşı’nda milisler büyük yararlılık göstermiştir. Dağlık bölge olduğundan Bursa’nın diğer yörelerine göre folklorik değerler burada daha az zarar görmüştür. Yıldırım Beyazid’in kardeşi Yakup Bey tarafından yaptırılan külliye, ilçedeki en önemli tarihi eserdir. İlçeye 5 km uzaklıktaki, Sultan Otağı’nın kurulduğu Kocayayla’da her yıl haziran ayında geleneksel Yörük şenlikleri düzenlenir.

Kocayayla ve Geleneksel Kocayayla Şöleni

Kocayayla; Keles ilçe merkezi yakınlarında yer alan, adından da anlaşılacağı üzere oldukça büyük bir yayladır. Keles’in 4 km. güneydoğusunda bulunan Kocayayla, Bursa’nın en ünlü piknik ve mesire yerleri arasındadır. Etrafı karaçam ağaçlarıyla örtülü olup ayrıca yayla içinde yer yer çam, meşe, gürgen, alıç, kavak ve erik ağaçları da vardır. Yaklaşık 400.000 m2. lik açık çayır ve mer’a alanına sahip olan Kocayayla, Türkiye’nin de en büyük yaylalarından biridir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1.200 m. olan yayla; bol oksijenli temiz havası ile kalp, verem, akciğer, astım, anemi ve benzeri hastalıklar için tavsiye edilen nitelikler taşımaktadır.

Kocayayla’da Keles Belediyesi ve Orman İşletmesi tarafından muhtelif spor alanları, masa-bank, ocak, restaurant, kır kahvesi, büfe, mescit, oyun parkı ve tuvalet yaptırılmış, şehir şebekesinden ayrı olarak su getirilmiştir. Bu itibarla; gelen misafirlerin tüm ihtiyacını karşılayabilecek altyapıya sahiptir.

Bu bölge Bursa, İnegöl ve Atranos (Orhaneli)’tan önce Osmanlıların hakimiyetine girmiş, Bizans’a ait bu üç tekfurluğun ortasında ve oldukça stratejik bir konumda bulunduğu için buraların fethi sırasında üs olarak kullanılmıştır.

Osmanlıların kuruluş dönemlerinde civardaki yörük aşiretleri tarafından Domaniç yaylarıyla birlikte yaylak olarak istifade edilmiş, ayrıca saray atları için nitelikli bir otlakiye vazifesi görmüştür. Bir rivayete göre Orhan Gazi ile Nilüfer Hatun’un düğünleri de bu yaylada yapılmıştır. Konar-göçer yörük aşiretleri her yıl yaz başlangıcında hayvanlarını otlatmak üzere yaylalara çıkmadan önce yazı karşılamak ve yaz mevsiminin gelişini kutlamak amacıyla burada toplanır ve şenlikler düzenler, çevredeki dede yatırırlarının başında “hayır” yaparlarmış. Zira; yörükler için yaz, bir yayla mevsimi ve yörüğü yörük yapan unsurları icra edebilme mevsimidir. Yazın gelişi yörük için en önemli bayramdır. Bu nedenle Orta Asya’dan beri yazın müjdecisi olan hıdrellezde tüm yörükler biraraya gelip kurbanlar keser, dualar eder, yemekler yer, oyunlar sergiler, at koşturur, cirit oynar, gençler güreş tutar, ozanlar atışır hülasa topluca bayram yaparlarmış. Aynı zamanda bilge ve ulu kişilerin mezarlarının ziyaret edildiği, “toy” adı da verilen bu şölenler şamanist gelenekleri içeren umumi bir kurban ziyafeti şeklinde gerçekleşir, katılan tüm Türk boylarına kurbandan birer parça verilirmiş. Ayrıca; artık yaylalara çıkılacağı için insanlar 5-6 ay gibi uzun bir süre birbirini göremeyeceklerinden bu şölenler bir nevi “helalleşme” işlevi de görürmüş.

İşte bu şekilde; Osmanlının Söğüt ve Domaniç dolaylarını yeni yeni yurt tuttuğu sıralarda dönemin yaylağı ve gazi atlarının otlağı olan Kocayayla da bu şölenlerin yapıldığı önemli yerlerden ve geleneksel halk edebiyatının ilk merkezlerinden biri haline gelmiş, yüzyıllar boyunca ozan/baksı geleneğinin süregeldiği bir yer olmuştur. Eski Türk geleneklerini sürdüren, kopuz çalıp şiir söyleyen ozanlar uzun yıllar Kocayayla şölenlerinde buluşarak atışmışlardır. Halen civarda yatırları bulunan ve kendilerine “dede” denilen kişilerin bu ozan/baksı geleneğinin kalıntıları olması muhtemeldir.

Bu şölenleri yaşatmak amacıyla; bir yaylalar diyarı olan Keles’ in Kocayayla’ sında da halen her yıl Haziran ayında “Geleneksel Keles Kocayayla Şöleni” düzenlenmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi oldukça eski bir geçmişi olan bu şölen Osmanlıların son dönemlerine kadar yaşatılmış, ancak Kurtuluş Savaşı yıllarında ara verilmiş daha sonra 1966 yılında tekrar canlandırılmıştır. Bu şölende; yağlı güreş müsabakaları, kiraz ve çilek teşvik yarışmaları, halkoyunları gösterileri yapılmakta ve çeşitli sanatçılar konser vermektedir. İlçedeki muhtelif dernek ve kuruluşlar yararına tertip edilen Kocayayla Şöleni’ nde Keles yöresinin “temsili gelin alayı” merasimi gelen misafirlerin oldukça ilgisini çekmektedir. Ne yazık ki; Kocayayla Şöleni günümüzde asli özelliklerini yitirmiş, tamamen bir festival / konser havasına bürünmüştür. Bir an önce otantik görüntüsüne kavuşturulması dileğimizdir.

Son yıllarda Kocayayla’ da çeşitli izci kampları düzenlenmekte, Bursa’ dan gelen çim kayağı, güreş ve futbol takımları çalışmalarını bir müddet burada sürdürmektedir. Yeni tesislerin yapılması bir kamp yeri olarak burayı daha cazip hale getirecektir. Zira ulu çam ağaçlarının içinde yer alan bu yayla; çadır turizmi, kampçılık, trakking ve sair doğa sporları için ideal bir mekandır. Ayrıca her yıl tertiplenen Geleneksel Kocayayla Şöleni’nden ayrı olarak siyasi partiler, dernekler ve çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından da zaman zaman Kocayayla’ da büyük şölenler tertip edilmekte, yağlı güreş, cirit, boğa güreşi müsabakaları yapılmaktadır. Bu şölenlerle birlikte Kocayayla, her yaz mevsiminde ortalama 200.000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

PAYLAŞ
Önceki İçerikKARACABEY
Sonraki İçerikMUSTAFAKEMALPAŞA

CEVAP VER