Hoşgörülü ve Ruhaniyetli Şehir: Bursa

0
436

Bursa’ya gelen gezginlerin bazılarının, özellikle Pınarbaşı’ndaki tekke ve derviş yaşamının ilgilerini çektiği görülür. Birçok gezgin Bursa’daki tekkeleri ve tekke yaşamını uzun süre izlemiş, ayinlere katılmıştır. J. H. A. Ubicini Bursa’nın bu özelliğini şu sözlerle açıklıyor: “Bursa, Osmanlıların gözünde bir tapınak, adeta bir hac yeridir. Tıpkı Bağdat gibi Burcü´l-evliya lakabına layıktır. Fakat Bağdat bir Arap, Bursa ise katıksız bir Türk kentidir. ” Baptistin Poujoulat: “Şimdiye kadar gördüğüm tüm İslam şehirleri içinde Bursa´yı, tam bir Asyatik (Asya tipi) yer olarak gördüm. Hiçbir şeye benzemek pahasına Osmanlı İmparatorluğu’nun birkaç kenti Avrupa kenti haline dönüşürken Bursa, Doğulu simasını ve Kuran´ın şiirselliğini korudu. ” derken, Evliya Çelebi de, Bursa’nın özelliğini şu cümleyle özetler: “Bursa ruhaniyetli bir şehirdir” Bursa; bir taraftan İslamiyet’in en koyu yaşandığı bir yer olduğu düşünülürken, diğer yandan da gayrimüslim turistlerin hiçbir güçlük yaşamadan gezdiği bir yerdi.

1767 yılında Bursa’ya gelen Carsten Niebuhr: “(Handaki mescitte) namaz vakitlerini bildirmek üzere bir Ermeni davul çalıyordu. Bunu görmek beni cidden rahatlattı. ” demektedir. Daha sonra bu gezgin, ramazan ayında kaldığı handaki bir Müslüman’ın herkesin içinde tütün içtiğini de anlatmıştır. 1864 yılında Perrot’a göre, ipek ticareti yüzünden Avrupalılar görmeye alışık olan Bursa Türkleri hiç de fanatik değillerdi: “Seve seve camilerine Avrupalı gezginlerin girmesine izin veriyorlardı. ” 1869 yılında Warsberc de daha ilginç bir örnek vermektedir. Tophane’deki manastırda haç işaretli sütunların camide bulunmasını büyük bir hoşgörü örneği olduğunu düşünür: “Avrupa´ya dönünce hep onu sordum oradaki insanlara; Türklerin hoş görmezliğinden yakınanlara sordum; camilerini ele geçirip oralarda namaz yerine ayin yaptırsaydınız, Hıristiyan duaları okutsaydınız, acaba tepesinde alem ile tuğrayı da dokunmadan saklar mıydınız? Burada mermer blokları arasında rastladığım haç işaretlerinin yüzlerce yıl öylece saklanması, bence onlara saygıdan ileri gelmiyor. Hayır, Türkler kendi dinsel inançlarının, yabancı bir dinin kalıntılarını yok etmeye elvermediği kanısındadırlar. ”1854 ve 1859 yıllarında Bursa’yı iki defa gezen Alman araştırmacı Andreas Mordtmann, 1925’te yayınlanan seyahatnamesinin 300-301nci sayfasında; “(…)

Bursa’da kaldığım süre boyunca şehir sakinleri arasında en ufak bağnazlığa (dini) rastlamadığımı garanti edebilirim. I. Osman’dan II. Murad’a (ki hepsi burada gömülüdür) Osmanlı sultan ve şehzadelerine ait türbelerin ve camilerin hepsi herkese açıktır. Bu yerlere girerken sizden ne ferman göstermeniz istenir ne de Ulu Cami hariç (ki merkez camidir) ayakkabınızı çıkarmanızı. Şayet seyyah, Tanrı hürmetine adanmış evlere ve padişah türbelerine saygı gösterir, Türklerin üzerinde dua ettikleri halıların üzerinde dikkatli hareket ederse, Bursa’daki bütün imam ve türbedarlar onu sadece hoş karşılamakla kalmaz, bunun yanında dostluklarını da gösterirler, özellikle de ziyaretçi onların dillerini konuşur ve tarihleri konusunda bilgi sahibi ise… ”diyerek Bursa’nın 1850’li dönemlerdeki hoşgörü anlayışı ve inanç dünyasıyla alakalı ilginç örneklere yer verdiği görülmektedir.

CEVAP VER